İdlib’de kaçınılmaz savaş: Ahrar’uş Şam’ın mağlubiyeti, Türkiye’nin müdahale hazırlığı…

0

Geçtiğimiz günlerde Rus askeri polisi, Şam’ın doğusundaki Doğu Guta bölgesine ve Suriye’nin güneybatısındaki bölgelere konuşlandırıldı. Rusya Genelkurmay Başkanlığı Sözcüsü General Sergey Rudskoi ise bu hafta gazetecilere verdiği demeçte, birliklerin 21-22 Temmuz tarihlerinde İsrail ve Ürdün sınırındaki güneybatı bölgesinde konuşlandırıldığını açıkladı.

24 Temmuz’da Rus askeri polisi, Doğu Guta’da ”muhaliflerin” kontrolündeki bölgede iki kontrol noktası ve dört gözlem noktası kurdu. Önerilen bölgelerin en büyüğü ve Halep kentine de yakın olan İdlib’de oluşturulacak güvenli bölgenin kesin sınırları konusundaysa istişareler sürüyor. İdlib kenti, 2015 yılının mart ayında Türkiye, Katar ve Suudi Arabistan tarafından desteklenen ”Fetih ordusu” isimli cihatçı koalisyonu tarafından ele geçirilmişti. Bu çatı örgütüne El Kaide’nin Suriye kolu Nusra Cephesi ve yine El Kaide bağlantılı olan Ahrar’uş Şam grupları öncülük ediyordu. Şuan ise söz konusu iki grup arasında gerilim şiddetli bir şekilde tırmanırken İdlib, ülkede Suriye yönetiminin kontrolünün ötesinde kalan tek vilayet olarak kaldı.

Mayıs ayında Kazakistan’ın başkenti Astana’da imzalanan mutabakat, Suriye’de güvenli bölgelerin oluşturulmasını ön görüyordu. Söz konusu bölgelerde sağlanacak ateşkese Nusra Cephesi (yeni adıyla Şam’ın Fethi Cephesi) ve müttefiki gruplar ise dahil edilmedi; şimdiyse güvenli ya da çatışmasızlık bölgeleri olarak adlandırılan bölgelerde asayişi sağlamak için Rusya, ABD ve Ürdün devreye giriyor.

Rusya, İran ve Türkiye, iki ay önce Kazakistan’ın başkenti Astana’da bir anlaşmaya vardı, sürece ABD ve Ürdün de katılıyor. 7 Temmuz’da Rusya, ABD ve Ürdün bu bölgelerin sınırlarını düzeltmek ve bölgede ateşkesi tahsis etmek için anlaşma sağladılar. Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, 24 Temmuz’da güvenli bölgelerin oluşturulması konusundaki memnuniyetini dile getirerek, bunun Rusya’nın mevcut ABD yönetimi ile birlikte çalışabileceğini gösterdiğini söyledi.

ABD ve Rusya, istese de istemese de önümüzdeki günlerde daha yakın çalışmak zorunda kalacak gibi görünüyor. Görünürde başka bir seçenek yok.

Rus güçlerinin ilan edilen güvenli bölgelerde asayişi sağlamak üzere devreye girmesi 6 senedir süren savaşta farklı bir aşamaya gelindiğini gösteriyor ancak Rusya’nın askeri konuşlanması devam ederken durum daha da kötüye gitti. Şimdi aktörler, acilen ele alınması gereken yeni bir probleme karşı karşıya.

El Kaide’nin Suriye kolu olan Nusra Cephesi’nin (El Kaide’den ayrıldıktan sonra ‘Şam’ın Fethi Cephesi’ ismiyle anılıyor) liderliğindeki bir ittifak olan Hey’et Tahrir’uş Şam’ın (HTŞ), Katar ve Türkiye destekli Ahrar’uş Şam’ı İdlib’in kilit ilçe ve kasabalarından çıkarmasının ardından buranın ne şekilde güvenli bölgelere dahil edileceği merak konusu. Geçtiğimiz hafta, HTŞ ittifakı ve Ahrar’uş Şam arasında İdlib vilayetinin tamamını kapsayan kanlı bir savaş meydana geldi. HTŞ, Türkiye sınırındaki hemen hemen tüm bölgelerde kontrolü ele alırken Ahrar’uş Şam’ı da İdlib kent merkezinden ve vilayetin büyük ilçelerinden çıkarmayı başardı.

Bugün Hey’et Tahrir’uş Şam grubu, İdlib’in kuzey kırsalındaki Atme kasabasından, kuzeybatısındaki Daret İzze ve Salkin’e, kentin batısındaki kırsal bölgede bulunan Cisr’eş Şuğur’a kadar uzanan geniş bir sınır hattını kontrol ediyor. Bunun yanı sıra grup, İdlib’in doğusunda ve kentin güneyindeki Cebel Zaviye’de de geniş bir alanda hakimiyet kurdu. Ahrar’uş Şam ise İdlib’in güneyinde yer alan Ariha kenti ve Cebel Zaviye’nin küçük bir kısmı dışında kendisine hakimiyet alanı oluşturamadı.

Bunun sebebi Ahrar’uş Şam’ın askeri kanadında baş gösteren çöküşle açıklanabilir, HTŞ ittifakı bu yılın başlarında kuruldu ve ittifakın kurulmasından bu yana yüzlerce Ahrar’uş Şam militanı HTŞ’ye katıldı. Bunun öncesindeyse Ahrar’uş Şam’ın siyasi kanadında çıkan hizip sonucunda Ebu Cabir isimli bir Ahrar’uş Şam emiri, örgüte bağlı çok sayıda silahlı fraksiyonu da yanına alarak kendi liderliğinde farklı bir örgüt kurdu. HTŞ’ye katılımlar çatışma ortamında da devam etti ve silahlı grupların bir kısmı, cephanelik ve silah depolarını dahi HTŞ’ye teslim etti.

Geçen haftaki çatışma, HTŞ’nin ateşkesi bozarak İdlib’in güneyindeki Cebel Zaviye bölgesinde Ahrar’uş Şam’a ait mevziilere saldırmasıyla başladı. Cebel  Zaviye, 2014 yılının sonu, 2015 yılının başlarında Nusra Cephesi tarafından tasfiye edilen Hazm Hareketi’nin meskeniydi. Hazm’ın lideri Cemal Maruf da kaçakçılıkla uğraşan bir mafya olarak nam salmıştı. Hazm’ın hüküm sürdüğü vakitlerde Zaviye Dağı’nın “Mafya Dağı” olarak anıldığı söylenegelir. Çatışmayı çığırından çıkaran olay ise HTŞ’nin batı İdlib kırsalındaki Ermenez’de Ahrar’uş Şam’a ait bir kontrol noktasına bomba yüklü araçla intihar saldırısı düzenlemesi oldu. HTŞ’nin Ermenez saldırısına Ahrar, Hazarin’de karşılık verdi; sonrasında çatışmalar kentinde doğu kırsalındaki Serakib, Türkiye sınırındaki Harem kentine bağlı Sarmada kasabası, kentin güneyinde ve Lazkiye karayolu üzerinde bulunan Ariha ve Bab’ul Hava çevresine kadar yayıldı.

İki milyon nüfusa ev sahipliği yapan İdlib vilayeti, mevcut durumda insani yardımlardan büyük ölçüde mahrum. Hatta çatışmalar neticesinde Bab’ul Hava kasabası ve sınır geçişi bir sivil idareye devredilmeseydi durum daha da vahim olabilirdi.

Hey’et Tahrir’uş Şam ittifakı, kullandığı savaş tekniklerine bakılacak olursa IŞİD’den daha gaddar. İttifak, ülkedeki en büyük ”muhalif grup” olarak bilinen Ahrar’uş Şam karşısında hızlı ve büyük zaferler kazanmakla kalmayıp, iki üç gün içerisinde vilayetteki IŞİD hücrelerinin de büyük bir kısmını çökertmeyi başardı. Bunu 2 yıldır CIA dahi tüm uğraşlara rağmen başaramamıştı.

Hey’et Tahrir’uş Şam, rakip cihatçı grupların Türk Silahlı Kuvvetleri ile İdlib’e girmesini önlemeyi düşünüyor. Astana görüşmelerinde taraf olan Ahrar’uş Şam’ın aksine HTŞ, herhangi bir diyalog teklifini reddetti. Grup, Astana veya Cenevre görüşmelerinde de yer almıyor. Suudi Arabistan’dan bile olsa arabuluculuk tekliflerini reddettiler.

Bu ittifakın İdlib’deki hakimiyeti devam ettiği sürece bölgede bir güvenli bölgenin oluşturulmasıysa pek mümkün görünmüyor. HTŞ ittifakının İdlib’deki yükselişinin şüphesiz Doğu Guta ve Dera gibi bölgelerde de etkisi hissedilecektir. Suudi Arabistan, Katar ve Türkiye’nin gelişiminde her türlü imkanı devreye soktuğu bu cihatçı cennetinde HTŞ gibi bir canavarın peyda olması ise kaçınılmazdı. Söz konusu grup, saldıracak zamanı dikkatle seçen, uluslararası kriz yönetimi çabalarını da zayıflatan, göz ardı edilemeyecek bir düşman.

İdlib’in bir sonraki Rakka veya Musul olacağından hiç kuşku yok, bölge eninde sonunda askeri müdahaleye maruz kalacak.

Advertisements
Share this article:
  • 7
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
    7
    Shares